İsrail basınında yayımlanan bir değerlendirmede, Türkiye’nin öncülük ettiği ve geniş bir coğrafyayı kapsayan yeni bir bölgesel iş birliği arayışının, Ortadoğu’daki dengeleri değiştirme potansiyeli taşıdığı ifade edildi. Yaklaşık 500 milyonluk bir nüfusu temsil eden bu oluşumun, Tel Aviv yönetiminde dikkatle takip edildiği ve endişe yarattığı vurgulandı.

Jerusalem Post’ta Elie Podeh imzasıyla yayımlanan analizde, bölgede yeni bir diplomatik hattın şekillendiğine dikkat çekildi. Yazıda, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’daki enerji tesislerine yönelik olası bir saldırıyı erteleyip diplomasiye yönelmesinde, Türkiye, Mısır ve Pakistan’ın yürüttüğü arabuluculuk çabalarının etkili olduğu ileri sürüldü.
Bu üç ülkenin yürüttüğü temasların ilk bakışta sürpriz gibi görünse de, 7 Ekim sonrası oluşan yeni jeopolitik tabloyla uyumlu olduğu belirtildi. Analizde, söz konusu gelişmelerin İsrail açısından yakından izlenmesi gereken yeni bir stratejik denge oluşturduğu ifade edildi.
Yeni oluşumun temellerinin, Kasım 2023’te Riyad’da düzenlenen ve çok sayıda Arap ve İslam ülkesinin katıldığı zirveye dayandığı aktarıldı. Bu zirvede, Gazze’de ateşkesi sağlamak ve küresel aktörlerle temas kurmak amacıyla bir “sekizli temas grubu” oluşturuldu. Zaman içinde yapıda bazı değişiklikler yaşanırken, grubun ortak bir vizyon etrafında hareket etmeye başladığı belirtildi.
Öte yandan, 18 Mart’ta yine Riyad’da gerçekleştirilen ve Türkiye’nin de dahil olduğu 12 ülkenin dışişleri bakanlarını bir araya getiren toplantı, bu iş birliğinin daha somut bir aşamaya taşındığını gösterdi. Toplantıda yalnızca İran değil, İsrail’in Lübnan’daki faaliyetleri de eleştirilirken, bölgesel güvenlik ve savunma alanında ortak adımların gündeme geldiği kaydedildi.
Analizde, bu ülkeleri bir araya getiren unsurların sadece ortak çıkarlarla sınırlı olmadığı, aynı zamanda son dönemde hız kazanan diplomatik normalleşmelerin de önemli rol oynadığı vurgulandı. Türkiye ile Suudi Arabistan ve Mısır arasındaki ilişkilerin yeniden güçlenmesi ile Suudi Arabistan-Pakistan savunma iş birliği bu sürecin temel taşları arasında gösterildi.
Podeh’e göre, bu yeni yakınlaşmanın hedeflerinden biri de İran ve İsrail başta olmak üzere bazı bölgesel aktörlerin etkisini dengelemek. Yazıda, son çatışmaların hem İran’ı hem de İsrail’i bölgesel istikrarsızlığın önemli unsurları olarak gören yaklaşımı güçlendirdiği ifade edildi.
Yeni blokta yer alan ülkelerin sahip olduğu kapasiteye de dikkat çekildi. Nükleer güce sahip Pakistan, enerji açısından kritik konumdaki Suudi Arabistan, Süveyş Kanalı’nı kontrol eden Mısır ve güçlü savunma sanayisiyle öne çıkan NATO üyesi Türkiye’nin bir araya gelmesinin küresel ölçekte etkiler doğurabileceği belirtildi.
Analizde ayrıca İsrail’in giderek yalnızlaşma riskiyle karşı karşıya kalabileceği ve özellikle Suudi Arabistan ile normalleşme sürecinin zarar görebileceği ifade edildi. Bölgedeki askeri operasyonların İsrail’e yönelik olumsuz algıyı artırdığına da dikkat çekildi.
Türkiye’nin artan etkisine de özel bir parantez açılan yazıda, İran’ın zayıflaması ve diğer bölgesel aktörlerin sınırlı rolü göz önüne alındığında, Ankara’nın İslam dünyasında liderlik için öne çıkan bir aday haline geldiği değerlendirildi.
Son olarak, savaşın ardından Arap ve İslam dünyasında Filistin meselesine yönelik ortak bir tutumun daha da güçlenebileceği ve bu yeni ittifakın Gazze ile Batı Şeria merkezli bir çözüm arayışında birleşebileceği öngörüldü. Bu durumun ise İsrail’in bölgedeki diplomatik hareket alanını daraltabileceği ifade edildi.